Adı, içi, dışı Melek..

Don't panic!
Bir önceki yazımda başıma gelenler 3 ay önce yaşadıklarım :)
Sinirim geçsin, nefretimi sakinlikle ifade edebileyim diye sustum, elimi klavyeye değdirmedim
ve ancak yazdım.
Taze taze başıma geldi sanılmış, herkesi panik etmişim; üzgünüm.
Yazının üzerine whatsapp'ıma arkadaşlarımdan bakıcı telefonları, tavsiyeler, kayınvalidem de dahil üstüste aramalar yağdı :)
Çooook tatlı (maşallah) bir ablamız var.. Çocuklar mutlu mes'ut yaşamaya başladı.
ve gelelim bu ablayla nasıl tanıştık :)
Bilindiği üzere yaz aylarında kafeye kitlenmiş bir şekilde 'garsonluk, aşçılık, tatlıcılık ve bazen vale, değnekçi falan filancılık' yapıyordum.
Şu dönemde hafifledi de yazılarımı bile yazmaya başladım (şekil 1 a) :)))
Burada çok güzel dostlar edindik dedim ya.
Elif hem komşumuz hem de Pavita'nın kazandırdıkları çok kıymetlilerden. Nedeni 'melek' :)
Aslında pek tanınan, çok sevilen, sanatı imrenilesi, anneliği başka güzel Eliff Karadayı
İlk geldiklerinde,
'kahve içmek istiyorum ama kahvesi az olsun' diye kurduğu cümle benim için kilit noktaydı.
 Neden mi?
Zaatalim iki çocuklu inekgillerden olunca onun da 'emziren anne' olduğunu anlamam zor olmadı :)
Çoluk çocuktan konuşurken laf dönüp dolaşıp bakıcıya gelince benim acıklı hikayem ortaya döküldü.
Telefonlarımızı aldık. 
Bakıcısına soruşturup beni bu hayattan kurtarma sözü verdi :)
Bu kadar hızlı olabileceğini hiç düşünmezken şimdiki 'melek' ablamıza kavuşturan telefon hemencecik geldi.
ve çok mutluyum ki, merhametiyle, hatta itiraf etmeliyim benden güzel yaptığı tatlılardaki marifetiyle başımın tacı 'melek' bizim çocukların ablası oldu.
Yani durum NET!
Bilmediğiniz şirketler, faso fiso. Şirketten de bulacaksanız mutlaka birisi size o şirketi ısrarla tavsiye etsin. Tavsiye derken de ('komisyon ücretinin yarısını alıyoruz, siz de zoraki memnunum yazın' dediklerinde zoraki memnuniyet yazısı ve tavsiyesi verenlere de denk gelip de yanılmamanız dileğiyle :)
Malum bu aralar her işin başı 'para''! :)




Çocuk Bakıcısı !?

Bizim evin Firuze'si, Simre ve Tümhan'ın Ablası uzun bir süre bizimle çalıştıktan sonra memleketine dönme kararı aldı.
Onun o kararı almasıyla Meraklı Anne yandı ! :) 
E hadi bul hemen birini.


Öyle biri ki, çocukları emanet edicem.. Fena bi karar yani.
Uzman bir şirketten yardım alayım dedim. Eş dosta sormadan önce, hemen şirkete gittim.
Orayı nerden mi buldum?
Komik :)
Daha önce bizde çalışan (başka bir şirket aracı olmuştu) Ve kameralardan geceleri ceplerimizden para çaldığını yakaladığım (bknz: fotoğraf) Zamira'nın kızı iş görüşmesine gitmişti.
Kızı da ev sahibinin takma saçlarını, kıyafetlerini çalıp giyermiş ya :)
Neyse dedim en azından şirket, yasal falan..
Her başvuran elemanı hırsız olmaz ya.. Nerden bilsinler falan filan...
Alya Danışmanlığın sahibi Şeyma Kuvan'la görüştüm.
Blog yazılarımdan beni tanırmış. Sizinle iş birliği yapalım dedi. 
Haklarında güzel bir yazı yazarsam 500 dolar olan komisyon ücretinün yarısını alacaklarını söyledi.
Oluur dedim. Bu komisyon ücreti ne işe yarar dedim.
'Elemansız kalmama' garantimmiş. 3 hakkım varmış vs vs.
Ödemeyi yaptım. 
Elemanı aldım.
Evde bir askeri hava. Çocuklar asabi. Otur, kalk, bana dokunma Simre, çekil Simre diye tepeden bakmalar falan.
Aradım, 'şeyma hanım bu abla bize olmaz, ılımlı tatlı dilli olsun. Lütfen' 
-Hay hay efendim, ama siz daha yazı yazmadınız bizimle ilgili?
-Eee? 
-öyle anlaşmıştık, komisyon ücretinin yarısını aldık.
-pardon da, ben neyi yazıcam? Siz bana eleman bulacaksınız, ben memnun kalıcam ve bu memnuniyetimi yazıcam. Olmayan hayal ürünü yazmamı mı beklediniz? 
-biz size hazır yazı yollayalım onu yazın.
-yok ben hissettklerimi yazıyorum sadece, siz elemanı verin ben de memnun kalayım tabiki yazıcam.
Ve sonra
Ortada eleman yok! 
Dalga geçer gibi 'Şimdi geliyor evde bekleyin'  dedikleri  kadınlar asla gelmedi.
Sonra da aramalarım ENGELLENDİ! Bildiğiniz engellendim.
Haksız kazanç yolu ile elde ettikleri 250 doların tamamını geri ödemelerini aksi halde ısrarla bekledikleri 'sahte olumlu yazı' yerine gerçekleri yazacağımı ve aynı zamanda da iki çocukla çalışan bir anne olarak  nasıl madur edildiğimi ve son derece amatör bir yaklaşımla nasıl oyalanıp, dolandırıldığımı belirten mesajımı çekip kendilerini bu kez ben engelledim.
Sonrasında bir kadın direk beni aradı 'eleman arıyormuşsunuz ben geleyim mi' diye.
Tabiki reddettim, sizce güvenenilir miydim?! 

Aman dikkat.

Tek tek tek tavsiyem; etrafınızdaki tanıdıklarınızın çalışanlarının yakınlarını değerlendirin. Dost tavsiyesi, referansla evinizin kapılarını güvenilir  abla, yardımcı, bakıcılara açın.

Aksi halde benim gibi maddi ve manevi zarara uğratıldığınız gibi belki de ilerleyen dönemlerde daha ciddi kayıp ve zararlara uğratılacak elemanlara maruz kalabilirsiniz.


Nası da bi Cengaver

"Çok gülen insana iyi davranın.
Çünkü o,
bir yerlerde hep tek başına ağlıyordur"

Hala dün gibi aklımda.
Onunla son iletişimim olduğunu sezdiğim an.. 
Boylu, poslu yakışıklı babamı kucaklayıp da ona, panik olduğumu hissettirmeden 'yoğun bakım' odasına, 
ordan da uzaklara uğurlayışım.. uğurlayışımız...
Hatırlamak istememek çare değil. 
En sıkıntılı anımda 'babamın gidişi' beynime vuruyor.
İşte o zaman işin içinden çıkamıyorum.
Gün içinde bizim kafeye gelen müşterleri güldürüp 
hatta bazen olmayan moralimden verip sonra geceleri ağladığım doğrudur.
Sesimi düzeltip telefonlara yanıt verdiğim.
Çocuklara gülümseyerek bakmaya çalışırken gözlerimin dolduğu...
Saçmasapan bi filmde ağladığım, şu özlü sözlere merak saldığım ama en çok da geceleri deliksiz uyumak istediğim doğrudur.
Benim boyumu aşan üzüntüler, kayıplar oldu.
Çok cengaver görünsem de artık alt edemez olduğumu farkettim.
Çünkü diyorum ya tam bişeye sıkılıcam;
En çok babamın gidişi karnıma vuruyor...
Mezarına gidiyorum, anlatıyorum. 
Yanımda olsan dizlerine vurur da dinlerdin beni diyorum.
Diyorum da diyorum sonra çamurlu ayakkabılarımla eve dönüyorum.
bizde herşeye annem çare olur, çözümleri o bulur, 
anlatsam benimle ağlar, sebepleri birbirine katar...
ama bazen çıkmazda oluyosun.
Yanında olanından kaçıp olmayan yanına koşuyosun.
Herşey bir yana da onu çok özledim!







Cafe Pavita / meraklı garson :)

Annem akıllı kadın miirim.
Erkek gibidir.
Çalışkan, hafızası süper, para hesapları muhteşem falan filan...
İş adamı görünümlü 'anne' desem yeridir.
Çoğu zaman babamın bile yaslandığı dağ, bizim için bir bağ :)
Velhasıl-ı kelam (çok havalı duruyo diye kullanayım dedim, yani uzun lafın kısası az önce öve bayıla bitiremediğim annem; Nisan ayı itibariyle kafamızı kaldıramayalım, oturup düşünerek karalar bağlamayalım, geceleri ağrıdan sızıdan uyumayalım diye bi takım işlere girişiverdi :)
Yess!

Sonunda her genç kızın hayallerini süsleyen 'bi küçük kafem olsun' fikri benim için gerçekleşmiş bulunmakta! :)
Tarih kokan semtte, altı kaval üstü şişhanevari altı kafe üstü apart 'pavita'mız var artık!
Fener Rum Patrikhanesi'nin sırasındaki mini mini kafelerin arasına konumlanmış, sağlıklı mı sağlıklı 'anne yemekleri' ile kızlarının tatlıları, salataları, içeceklerinin sunulduğu kafemizin ismi 'Pavita'!
Anlamını merak edenler için hemen açıklıyorum; İç hacmi küçük olan diğer tüm komşu dükkanlar gibi kaldırıma yayılma şeklinde oturma düzeni var bu semtte.
O yüzden bizim kafenin ismi de Latince 'kaldırım'dan geliyor.
Bu yazıyı kafe açıldıktan 7 ay sonra yazıyor olma sebebim oldukça acıklı.
Bu zaman zarfı içinde, bazen bulaşıkçılık, bazen aşçılık, bazen garsonluk ve hatta bazen housekeeping görevim dolayısıyla nefes alamaz haldeydik ailecenek :)
Burada sakarlığımdan sebep dillere destan garsonluğum, siparişleri unuttuğum hallerim ile minik bir dünyaya dahil oldum.
Açarken böyle koştur koştur, sipariş yetiştirmek için dilimiz dışarda gezeceğimiz, birbirimizle iki kelime edemeyeceğimiz aklıma gelmezdi.
Haftasonlarımız ışıl ışıl geçti, gözleri ışıldayan misafrlerimizle.
İlk başta müşteri olarak gelenler sonrasında müdavimiz oldu. Kahvaltıya gelen, yemek çeşitlerimizi merak etti tekrar geldi, zeytinyağlılarımızın müdavimi kahvaltıyı test etti, eşini dostunu aldı tekrar geldi derken öncesinde hayatımızda olmayan ama şimdilerde sık sık görüp günaydınlaştığımız ve belki günü birlikte sonlandırarak masaları topladığımız misafirlerimizle çok renkli çok tatlı bi aile olduk biz.
Annemin yemekleri zaten dillere destandı da şimdi baya baya dillerde...
Ha kıskanmıyor değillim; 'anne acıktık ne yemek var' diye gelenlerle 'oğlum, kızım doydun mu' diyen annemin diyaloğunu :)
Ben ki, arkadaşlarımın kafelerine menüler tasarlamış, reklamlarını yapmış bir zatı muhterem iken,
Henüz kendi kafemizin menüsünü yapamamış, odaların resmini bir kez bile paylaşamamış, sosyal medyayı da hakkıyla yönetebilememiş bi haldeyim ve bu yüzden de sık sık anacuğumdan azar işitiyorum :)
Kulaktan kulağa hızla yayılıyoruz. Tutmayın meraklı garsonu, siparişlerim vaaaar :)


Evde hasta bakımı mühim iş!

Biz istedik ki, babam birazcık iyileşirse makinelere bağlı bile olsa evde olur.
Yanıbaşımızda olur.
Çünkü yoğun bakım öyle bir yer ki, ölümler, enfeksiyon riski, ağrı çekenler, oradaki telaş...
Eğer biraz kendinizdeyseniz kaçıp kurtulmak istersiniz.
İşte dedik biraz toparlansın, yoğum bakımdan çıkabilsin hemen eve götürelim ama mümkün olmadı...
Bi ara Acıbadem'de erken davranıp odaya çıkarmasalardı oturabilir pozisyona gelebiliyor, konuşmaya çalışıyodu babam.
O dönemde hemen evde bakım için yerler araştırmaya başladık.
İnternette bi kaç özel sektör buldum ama biz o raddeye gelemediğimiz için deneme şansımız olmadı.
Fakat sonra geçtiğimiz Avusturya Hastanesi'nin merhametli ellerinin bu hizmeti verdiğini duydum.
Dilerseniz hastane odasında, dilerseniz evinizde yatan hasta bakımı yapan ekipleri var.
Babamdan bir hafta sonra arkadaşımızın annesini de evinden alıp hastane odasında ağrılarını dindirdiler, son saatlerinde yanında oldular.
Allah hepimize sağlık versin hatta düşmanıma bile yoğun bakım kapısını göstermesin ama ben ve bizim gibi o lanet kapı önünde bekleyenler anlıyor esas hayatı...
Evde bakım konusunda uzman ekip, hemşire ya da hasta bakıcı, ambulans, hastane, malzeme hizmetleri için sonsuz güvenle bu kadroya hastanızı emanet edebilirsiniz.
Sadece babamda tecrübe etmedim. Hala ziyaretlerine gittiğim amcalarım var onların gözü gibi baktığı.
Birebir şahidim şefkatle davrandıklarına, en beter tecrübeleri başka yerlerde yaşayınca!
Çocuk doktoru, doğum doktoru, diş doktoru ne deneyip de beğendiysem tavsiye ettiğim gibi hasta bakımında da tavsiyem budur, nettir.



Son takibim...

Bana araba kullanmayı, hem de serseri gibi hızlı araba kullanmayı öğretirken hiç aklına gelmişmiydi şoförlüğümün cenaze aracında onu takip etmeme yarayacağını...

Ablamla eşler mezarlık işlerindeydiler. Annemle ben hastanede. Cenaze arabasına annem bindi, ben arkadan takip ettim. Hayal meyal hatırlıyorum. Hıçkıra hıçkıra başımı direksiyona dayadığımı cenaze aracı şoförü görmüş. Aracı durdurup annemi yanıma yolladı.
Çok gücüme gitti babamı yeşiller içinde takip etmek.

Kulağımda yaşarken kendini takip ettirirken söyledikleri yankılanıyor.

Biz birimizin arabasını servise verecekken iki araba çıkardık, birini servise bırakır dönüşte tek araba dönerdik.
Daha yeni araba kullanıyodum. Taktı bi gün beni peşine. Takip et beni dedi. Alibeyköy'den Tem'e çıktı. Başladı basmaya. Trafik de yoktu. Alışık da değildim öyle hızlı gitmeye.
Aradım babamı. 'Biraz yavaşlasan, yetişemiyorum sana' dedim. 'Bas bas, korkma bas, takip et beni, hızlı şofor ol' dedi gülerek. Sinir olmuştum. Hatta o gün anneme şikayet ettim. Herkesin babası yavaş der, benimkine bak perişan etti beni diye..
Bana inadına yapardı, dar yollara sokardı, hiç de karışmazdı, otururdu yanıma seyrederdi. Geçmeyi başarınca 'aslan be' derdi. Bu araba kullanma sevdamız aslında ben daha çok küçükken Yalovadaki yazlıkta babamın kucağında direksiyonu bana verdiği günlerde başladı :)
Velhasıl kelam işte onu o gün son kez öyle takip ettim. Ağlayarak. Şimdi de yazarken...


huzurla uyusun diye...

O gün, camiden mezarlığa giderken cenaze arabasına bindik 3ümüz. Annem, ablam, ben.

Başbaşa kaldık babamla. Ona güç verdik kuvvet verdik dualarımızla. Bize eşlik eden imama 'babam şimdi napıyor, nerde' dediğimde Allah ondan razı olsun. Öyle güzel anlattı ki.. 'o bizi işitiyor'...

Elbet hepimizin başına gelecek. Kayıp yaşayacağız. Ufak tefek aklımdan çıkmayan ve sevdiklerini kaybedenlere tavsiye olsun diye yazacaklarım var.

Vefatından sonra yalnız bırakmayın.
Sizi işitebileceği bir yerde. Ona onun yanında olduğunuzu duyurun. Onun da kahrolacağı kadar çok ağlamayın çünkü size 'ağlama, kıyamam' dediğini duyuracak bir halde değil.
Dualar edin. Yaptığı iyiliklerden bahsedin.
Ve toprağa verdikten sonra onu öylece bırakıp gitmeyin.
Herkes görevini yapar çeker gider siz gitmeyin. Herkes gittikten sonra melekler onu sorguya çekmeye başlayacaklar.
Onun en zor sınavı o zaman başlayacak. O sırada dualar edin. Onun yanında olun.
Destek olun, yalnız kalmasın. Yasin, amme ve tebareke her Perşembe ya da Cuma okuyorum babama ve tüm ölmüşlerimize.

Hepsi yerlerinde rahat uyusun.